Arşiv açıldı mı; dönemin tanıkları devreye girer.

Bir de matruşka var. Ortasından ikiye ayrılarak içinden sırayla daha küçük bebeklerin çıktığı Rus ahşap oyuncağı.

Dün telefonuma Fetullahçıların operasyonuyla cezaevine girmiş ünlü ve önemli bir polis şefinden mesaj geldi:

“Sevgili Aytunç… Bugün (dün) Nefes’te çıkan İdris Naim Şahin’le ilgili yazın çok aydınlatıcıydı. Bazı konuları hatırlatmak istedim. Onun bakanlığı döneminde (6 Temmuz 2011- 24 Ocak 2013) emniyet teşkilatına FETÖ hakim oldu. Bu hakimiyeti de İdris Naim Şahin vasıtasıyla yaptıkları herkesin dilindeki bir konuydu. Anlatılanlara, iddialara göre o dönem emniyetin önemli bir biriminin başkanının içinde olduğu bir süreç yaşandı. Belarus’tan kadınlar getirilerek o dönemin bürokratlarına, iş insanlarına ‘adrese teslim’ gönderiliyordu. AKP ile Fetullahçılar arasında 2013 yılında malum ayrışma başlayınca İdris Naim Şahin de AKP milletvekilliğinden istifa etti. O dönem Başbakan olan Tayyip Erdoğan, 24 Mart 2014 yılında Ordu’da yaptığı mitingde bu şantaj konusunu açıklamıştı. Son yazında da Belarus’tan özel gelenler olduğunu okuyunca bunları hatırlatmak istedim.”

Evet; polis şefinin mesajı böyle.

24 Mart 2014 tarihinde Erdoğan’ın Ordu mitinginde, İdris Naim Şahin’le ilgili ne dediğine baktım:

“Ordu’da bizim aramızda tutunamayan bazıları da sahaya çıkmış. Maalesef! AK Parti’nin oylarını nasıl azaltırız diye sağda solda dolaşıyorlarmış. Hele hele bunların içerisinde bir tanesi var ki benim yaklaşık 45 yıllık beraber olduğum, tanıdığım, bildiğim ve onu da belediye başkanı olduğum zaman genel sekreter yardımcısı yaptığım… Daha sonra partide kurucu yaptım. Partimin genel başkan yardımcılıklarından bir tanesini ona verdiğim ve daha sonra bakan yaptığım biri. Ama bu seçimde buradan büyükşehir belediye başkan adayı olmayınca, olamayınca biliyorsunuz istifa edip ayrıldı. Niye biliyor musunuz? Onun da şantaj kasetleri var. Onu da açıklayacaklar diye korkarak gitti, biliyorum. Şimdi bakıyorum ki şu anda unutmayın kardeşlerim ahlakı olmayan siyasetin millete, ülkeye faydası olmaz. İlkesi olmayan, hedefi, planı, projesi olmayan siyasetin Ordu’ya faydası olmaz. Kazanmak için değil kaybettirmek için siyaset yapılmaz. Bu ahlaksız, ilkesiz siyasettir.”

Şimdi bu Belarus olayı neden gündeme geldi? Onu da hatırlatmakta fayda var:

Alihan Kuriş soruşturmasında savcılık ve güvenlik birimleri arşiv taraması yaptı. 15 yıl öncesine dair bir kayda ulaşıldı. 14 Eylül 2011 tarihinde İstanbul Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne yapılan bir ihbar incelemeye alındı. İhbarda, elektronik şirketleri üzerinden rüşvet, kamu ihalelerine müdahale, Belarus’tan kadın getirilmesi, hedef şahısların gizli kamerayla görüntülenmesi ve şantaj yoluyla ihale süreçlerinin yönlendirilmesi gibi ağır iddialar yer alıyordu. Peki bu ihbarın merkezindeki isim kimdi? İhbarda, bu organizasyonun getir-götür işlerini Mehmet Özmen’in yaptığı öne sürülüyordu. Özmen kimdi, hatırlayalım: Hilmi Tuna Kuriş ve Erhan Yılmaz’ın 21 Ağustos’ta yakalandığı 34 SL 313 plakalı aracı kullanan kişi! İdris Naim Şahin de Mehmet Özmen’i “Değişik toplantılarda tanıdım” demişti.

İdris Naim Şahin ifadeye çağrıldı

Gelelim sıcak gelişmeye.

“Süleymancılar” olarak bilinen cemaatin lideri Alihan Kuriş ve beraberindekilere yöneltilen, “Çıkar amaçlı suç örgütü yöneticiliği”, “Nitelikli dolandırıcılık”, “Vergi Usul Kanunu’na muhalefet”, “Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçlamalarıyla ilgili soruşturma sürüyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı son olarak eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in ifadesine başvurulmasına karar verdi.

Şahin’in ismi soruşturmaya, dosyanın kilit isimlerinden Hilmi Tuna Kuriş ve Erhan Yılmaz’ın yakalanmasıyla karıştı. İki ismin yurt dışına kaçma hazırlığında kullandığı araç, 2030 yılına kadar eski Bakan’a tahsisli çıktı. Şahin, konuyla ilgili ilk açıklamasında söz konusu aracın kendi bilgisi dışında kullandırıldığını iddia etti.

Ankara’da ikamet ettiğini belirten Şahin, aracı İstanbul’a gittiğinde kullanmak için kiraladığını, kullanmadığı zamanlarda da otoparkta tutulması üzerine anlaştığını ileri sürdü. Aracı kiralayan şirketin sahibinin bu araçla Hilmi Tuna Kuriş ve Erhan Yılmaz’ı taşıdığını basından öğrendiğini savundu. Eski Bakan Şahin, aracı kullanan Mehmet Özmen’le de tanıştığını ifade etti.

Söz konusu aracın bu şekilde kullanıldığının tespit edilmesinin ardından savcılık, Şahin’e tahsisli diğer araçları da incelemeye aldı. Bakanlık kaynakları bu araçların incelenmeleri sonucunda, “tahsis amacı dışında” ve “şüpheli faaliyetlerde” kullanıldığını kaydetti.

Adalet Bakanı Akın Gürlek ise İdris Naim Şahin’in söyledikleriyle dosyadaki delillerin uyuşmadığını söyledi. “Bakanımızın bunu yapmaması lazımdı. Kiralama yoluyla bunu verdiğini söylüyor. Ama dosyadaki deliller ile bu tutmuyor” diyen Gürlek, şöyle devam etti: “Mehmet Özmen ile öncesine dayanan bir tanışıklıkları var. Bu aracın HTS kayıtlarına baktık. ‘Bu aracı sadece İstanbul’a gelince kullanıyorum’ diyor Bakan İdris Naim Şahin Bey. Ama bu araba uzun süredir kullanılıyor. HTS ile söyledikleri tutmuyor. Söyledikleri ile dosyadakiler uyuşmuyor.”

İDRİS NAİM ŞAHİN’İN AVUKATI GÜRBÜZ ÖZDEMİR:
Çağrı beklenmeksizin bilgi verme konusunda başsavcılığa dilekçeyi verdik

Bu arada dün İdris Naim Şahin’i aradım.

Şahin’in avukatı Gürbüz Özdemir bana dönüş yaptı ve sürecin hassasiyetinden dolayı açıklama yapmayacaklarını söyledi.

İdris Bey Türkiye’de değil mi?

- Türkiye’de, o konuda sıkıntı yok. Bu konuda bizden bilgi almak etik olmayabilir.

İfadeye çağrıldığında gidecek o zaman Sayın Şahin.

- Dün biz verdik dilekçeyi savcılığa. Dosya hakkında bilgi verme konusunda yazılı dilekçe verdik başsavcılığa. Talep bizden gitti. Basına çağrılacak diye söyleniyor ama çağrı bizden gitti. Dün yazılı olarak bir açıklama yaptık. Size de gönderebilirim.

Sonrasında Şahin’in yaptığı yazılı açıklamayı okudum. Şahin adına Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilen dilekçede deniyor ki: “Hadisenin öğrenildiği andan itibaren Sayın Bakanımız İdris Naim Şahin Bey’in tavrı, olayın bütün yönleriyle ortaya çıkarılması ve sorumluluğu bulunan herkesin hukuk önünde hesap vermesi yönünde olmuştur. Bu doğrultuda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına da soruşturma konusu olayların aydınlatılmasına katkı sağlayabilecek hususlarda bilgi ve beyanda bulunmak üzere, herhangi bir çağrı veya davet beklenmeksizin bugün itibariyle (28.08.2026) müracaat edilmiştir. Sayın Bakanımız; bilgisi, görgüsü ve şahsı bakımından soruşturmanın aydınlatılmasına katkı sağlayabilecek her türlü bilgi ve belgeyi, soruşturmanın selameti ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla adli makamlarla paylaşmaya hazırdır.”

Açıklamada, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, “İdris Naim Şahin’in söyledikleriyle dosyadaki deliller uyuşmuyor” açıklamasına da atıf vardı:

“Sayın Bakanımızın bugüne kadar kamuoyuyla paylaştığı açıklamalar, tamamen bilgisi ve görgüsü dahilindeki hususlara dayanmaktadır. Soruşturma makamlarının elinde bulunan bilgi ve belgelerle Sayın Bakanımızın beyanları arasında herhangi bir farklılık veya çelişkinin giderilmesi noktasında, söz konusu hususların bütün yönleriyle araştırılarak açıklığa kavuşturulması Sayın Bakanımızın da en samimi arzusudur.”

NAZIM HİKMET 30 AĞUSTOS ZAFERİNİ BÖYLE TANIMLAMIŞTI:
Türk milletinin değil insanlığın bayramı

Tarih: 30 Ağustos 1961.

Nazım Hikmet, Budapeşte’deki Bizim Radyo’da Spiker Togay Benderli’ye konuşuyor.

Spiker: Bugün 30 Ağustos. Sizin ve dolayısıyla Türkiye halkının en büyük bayramlarından biri. Bu münasebetle hem size hem bütün Türkiye halkını candan tebrik ederim. Acaba bize bu münasebetle bir şeyler söyler misiniz?

Nazım Hikmet: Evvela tebrikinize teşekkür ederim. Cidden, 30 Ağustos bizim, Türklerin en büyük bayramlarından biri ve zannediyorum ki yalnız bizim değil; insanlığın bayramlarından biri. Çünkü 30 Ağustos’ta ilk defa biz Türkler insanlığa, sömürgeciliğe karşı ve emperyalizme karşı muzaffer olabilmenin yollarından birini gösterdik. Bu da sömürgeciliğe karşı silah elde çarpışmakla olur. Ve sömürgeciliğin her şeye rağmen yıkılmaya mahkum olduğunu gösteren milletlerden biri de benim milletimdir. Bunun için cidden bu bayram büyük bayramdır. Ve bir daha tekrar ediyorum: Yalnız Türk milletinin bayramı değil, insanlığın da bayramlarından biridir.

BÜYÜK TAARUZ

Dağlarda tek/Tek, ateşler yanıyordu.

Ve yıldızlar öyle ışıltılı öyle ferahtılar ki

Şayak kalpaklı adam

Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden

Güzel, rahat günlere inanıyordu ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,

Birden bire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu.

Paşalar ‘üç’ dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun kenarına kadar,

Eğildi durdu.

Bıraksalar, ince uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.