ANALİZ
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan büyük tepki dalga dalga tüm yurdu sardı.
Erdoğan ve AKP’liler yandaş medyayı da kullanarak bu büyük tepkiyi kirletmeye çalışıyor.
Erdoğan halkın tepkisini “sokak terörü” olarak niteliyor.
Oysa ortada bir terör yok.
Polisin orantısız güç kullanması dışında yaşanan tek olay bile yok.
Milyonlarca insan yurdun dört bir yanında anayasanın kendilerine tanıdığı hakkı kullanarak barışçıl biçimde sokağa çıkıyor.
Kimi evlerinin önündeki sokakta toplanıyor, kimi parti binalarının önüne gidiyor, öğrenciler de üniversitelerde yasal hakları çerçevesinde eylem yapıyor.
Ne zaman polis gaz sıkmaya, plastik mermi atmaya başlıyor, “olay/provokasyon” denilen şey ortaya çıkıyor.
Giderek zayıflayan ve ülke yönetimindeki disiplini elinden kaçıran iktidar ise sertleşerek başa çıkabileceğini sanıyor.
Dayaklar, gözaltılar, tutuklamalar bunun için.
Oysa bu çare değil.
Toplum kışkırtmalarla, provokasyonlarla sokağa çıkmıyor.
Öfkeli olduğu, bu iktidardan bıktığı için her türlü dayatmaya, yaşam biçimine karışılmaya, baskı ve zulme duyduğu büyük kızgınlıkla sokağa çıkıyor.
İktidar bunu görmediği, anlamadığı sürece bu kısır döngü ve sertleşme başımıza bela olacaktır.
BUNU YAZMAK GEREK
“Yatarı yok” sözünün anlamı kalmadı
Yargı literatüründe değil ama halk arasında “yatarı yok”
sözü çok yaygın.
Bu söz suç ve ceza kavramı için kullanılır.
Bazı suçlarda hapis cezaları da verilir ama bu ya paraya çevrilir ya da benzer bir suç işlememek kaydıyla ileri bir tarihe bırakılır, sonra da ortadan kaldırılır.
Tutuklama suçüstü durumlarda, ağır suçlarda kanıtların yok edilmesini ve kaçmayı önlemek için kullanılır.
Oysa bu iktidar siyasi konularda beğenmediği kişileri sözde cezalandırmak, aslında burun sürttürmek için gözaltı, adli kontrol, ev hapsi ve tutuklama uygulamalarını kullanıyor.
Yasada olmasa da tutuklamayı bir hak gibi görüyor, böylelikle toplumu korkutmak, sindirmek istiyor.
Bizlere uygulanan gözaltı, ev hapsi veya adli kontroller aslında AKP’nin kendi yandaşlarını sevindirmek, “bakın cezasız bırakmıyoruz” demek için uygulanıyor.
ÜZÜLDÜM
Volkan Konak’ı kaybetmenin hüznü
O yerel sanatı bütün dünyaya sevdiren nadir bir sanatçıydı.
Sesiyle, yorumuyla, esprileriyle Karadeniz kültürünü sadece Türkiye’ye değil dünyaya da benimsetti.
Çok büyük bir kitlenin sevgisini kazanmasına rağmen Türkiye aşkını, Atatürk sevgisini, demokrasi düşkünlüğünü, aralarında başka görüşlerden
milyonlarca insanın olduğu büyük kitleler karşısında saklama gereğini asla duymadı.
Dimdik durdu.
Asla taviz vermedi.
“Seyirci küser” kompleksine hiç kapılmadı.
İşte bunun için iktidar trolleri hariç herkesin sevgilisi oldu.
Nurlar içinde yatsın.
BUNU YAZMAK GEREK
Haydi bakalım ne olacak bu S-400’ler?
Hep şunu sordum; “Amerika ile ilişkilerde ‘şunu dedik, bunu dedik’ diyorsunuz, peki onlar ne cevap veriyorlar?”
Erdoğan’ın Trump’la konuşmasından, ardından Hakan Fidan’ın Amerika’ya çağrılmasından sonra da bu soruları sordum.
Ama hiçbirinde cevap alamadık.
Şunu dedim; “Bize bir şey söylemeyebilirler ama göreceksiniz birkaç gün sonra Amerikan basınından gerçeği öğreneceğiz.”
Yine tam söylediğim gibi oldu.
Amerikan medyası önce “İmamoğlu hassasiyetinin dile getirildiğini” yazdı ve “demokrasi olmazsa ticaret de zora girer” dedi.
Şimdi ise “Türkiye F-16’ları istiyor, F-35’e projesinde tekrar yer almak istiyorsa Rusya’dan aldığı S-400’leri ya imha edecek ya da geri verecek, öyle paketler açılmadan kenarda tutmayı kabul etmeyiz” diyorlar.
Bizimkilerden bir cevap var mı?
Şimdilik yok.
Bakalım ne diyecekler.