Birinci Dünya savaşı sonrasında Almanya demokrasi sorunları yaşar. Frankfurt Okulu’ndaki felsefeciler, yaşanan sorunlarla yöneticilerin psikolojisi arasındaki bağı çözecek çalışmalara imza atar.

Bu çalışmalar, “politik psikoloji” diye bir alanın açılmasına öncülük eder.

Politik psikoloji alanında çalışan bilim insanları, ülkeleri yönetenlerin psikolojileri, kültürel kodları ve inanç dünyasıyla yönetim biçimleri, politik çizgileri arasındaki ilişkiyi inceler.

Adolf Hitler’in ruh haliyle inanç dünyasıyla gücü eline geçirdiğinde kurduğu düzen, izlediği politikalar arasında doğrudan bir bağ olduğunu dünya acı bedeller ödeyerek öğrendi.

Bugünlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın kişiliği, inanç dünyası ve psikolojik durumuyla izlediği politikalar arasında doğrudan bir bağ olduğunu deneyimliyoruz.

***

Politik psikoloji Türkiye’de de ilgi çeken bir alan.

Merhum Süleyman Demirel 1992 yılında Başbakanlığa ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’ne bağlı bir Politik Psikoloji Merkezi dahi kurmuştu.

Prof. Dr. Abdulkadir Çevik ve birçok bilim insanı bir süre bu merkezde, 1997’den sonra da Politik Psikoloji Derneği çatısı altında çalışmaya devam etmişti.

Türkiye’de yaşanan olaylarla Türkiye’yi yönetenlerin kişilikleri, psikolojik durumları ve inanç dünyaları arasında bir bağ kurmak da çok zor olmasa gerek.

***

Son bir haftada yaşananlar da politik psikolojinin alanına giren cinsten.

Bugün Ramazan Bayramı’nın ikinci günü.

301 genç bayramı cezaevinde karşıladı.

Adliye ve cezaevi önlerinde bekleyen annelerin göz yaşları, karar vericilerin kişisel ve politik hırslarını geçemedi.

Yatarı dahi olmayan suçlamalar yüzünden 301 gencecik insan, bayramı hücrelerde ya da kalabalık koğuşlarda karşıladı.

Türkiye’yi yönetenler ne o genç insanlarla ne anne babalarıyla empati kurabildi. Kendilerini esir alan “ben güçlüyüm, ben ne dersem o olur” hırsının esiri oldu.

Güç gösterisi yaparken de içeridekilerle ve aileleriyle birlikte binlerce insanın mutsuz olmasını umursamayan bir kötülüğe imza atabildi.

H H H

Emre Özarslan, namı diğer Huzursuz Beyin sosyal medyadaki son paylaşımında “kötülük” konusunu seçip ünlü davranış bilimci Abraham Moslow’dan alıntılar yapmıştı.

Kendisinin yaşatabilmek için eve getirdiği iki kediyi öldürdüğü için annesinden cenazesine gitmeyecek kadar nefret eden Moslow, kızlarına nasihatte bulunurken “Kötülükten nefret etmeyi öğrenin. Kötü ve zalim olan insanlardan uzak durun” demiş.

Organize kötülük kavramıyla ilgili çalışmalar yapan Moslow, elde ettiği sonuçları şöyle özetlemiş:

“Yeryüzünde kötülük var ve eğer kötülüğün kaynağını daha iyi anlayabilirseniz, onunla daha iyi savaşabilirsiniz. Ancak dengeli olmalısınız. Eğer sadece kötülüğü düşünürseniz, Freud gibi kötümser ve umutsuz olursunuz. Eğer kötülüğü görmezden gelirseniz o zaman da Polyanna olursunuz. Anlamanız gereken şey, sıradan bir insanın nasıl melek, kahraman, aziz, alçak ve katil olabilme kapasitesine sahip olduğudur.”

***

Biz de Türkiye’de yaşayan insanlar olarak şu son 10 günde yaşadıklarımızı ancak bu bakış açısıyla analiz edebiliriz.

Saf kötülükle karşı karşıyayız.

Ülkeyi yönetenler, kindar bir motivasyonla hareket ediyor.

Kinlerinin yarattığı kötülüğün rehberliğinde ilerliyorlar.

Devletin, kolluk kuvvetlerinin ve yargının gücünü kendi hırslarını tatmin etmek için kullanmaktan çekinmiyorlar.

***

Moslow’un dediği gibi dengeli olmak zorundayız.

İktidar tarafından üzerimize boca edilen kötülükleri görmezden gelirsek Polyanna gibi oluruz.

Bu kötülükler yüzünden umutsuzluğa kapılırsak da kötülüğe teslim oluruz.

Bu kötülüklere karşı duran o gençler bedel ödemek pahasına iyilik için savaşıyorlar.

İnsan iyilikle yücelir.

İyilik de mücadeleyle çoğalır.

Saf kötülüğe karşı iyilik için savaşmak, kötülüğü defetmek zorundayız.

Çok zor olduğunu biliyorum ama başarabiliriz.

Bu cennet ülkenin kötülerden ve kötülükten kurtulması için hepimize büyük görevler düşüyor.

İyiliğin, dayanışmanın yüceltildiği şu Bayram günlerinde iyilik için mücadeleye devam.

İYİ BAYRAMLAR!