Turpun büyüğü heybede diyerek başlayan 19 Mart 2025’te operasyonlarıyla derinleşen bu kabus, Türkiye ekonomisini iyice çıkmaza sürükledi.
Ülkenin kaderini tek bir kişiye ve onun atadığı seçilmemiş bir ekibe teslim etmenin tehlikesi artık göz ardı edilemez hale geldi.
İki yılda adım adım oluşturulan “ekonomik normalleşme” algısı, sadece bir haftada yerle yeksan oldu. Peki sebep neydi? Saray sakininin gelecekte de koltuktan kalkmak istememesi.
Merkez Bankası döviz kurlarını “sakinleştirmek” adına, kamu bankalarıyla iş birliği yapıp 30 milyar dolarlık bir satış atağına girişti. Gecelik faizin yüzde 46’ya çıkması dahi likidite krizini önleyemedi.
***
Yine de yeterli olmadı tabii... 19 Mart’ın faturası öyle büyüdü ki; Türkiye ekonomisi panikledi… Zira gündemi sakinleştirmek gerekliydi. En yaratıcı hamle beklenildiği üzere Erdoğan’dan geldi. Bayram tatilini 9 güne çekti.
Sor bir bilene, yürümez bu iş böyle dedik ama dinlemedi… Her daim tekrar ettiği gibi ülke “nereden nereye?” geldi. Bu kriz bittiğinde yıkım öyle büyük olacak ki, kimse hatırlamayacak eskilerini…
***
Türkiye piyasalarını dışarıya kapatır, serbest ekonomiyi askıya alır, bankalara baskı uygular; rakamlarla oynar, hesaplama yöntemlerini değiştirip verileri istediğin gibi açıklarsın. İyi de tüm bunlar sana yalnızca biraz zaman kazandırır.
Önümüzdeki 12 ay içinde Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu para 225 milyar dolar… Buna tahmini 20 milyar dolar cari açığı eklediğimizde rakam 245 milyar dolara çıkıyor. Bulmak belki mümkün, ama artan faiz maliyeti ne olacak? Para kimden çıkacak? Yine milletin ekmeği küçülecek…
***
Güvensizlik ekonominin iliklerine işlemiş durumda. Muhtemelen bu dönem, “2025’te Türkiye’nin hali nasıldı?” diye sorulunca, tarihin karanlık sayfalarında yerini alacak.
Öyle ki; “İktidara yakın olmayan ya da farklı işler peşinde koşan kimsenin bu topraklarda barınamayacağı” fikri hakim…
***
Her adımda daha sertleşen bu zemheri rüzgar, sadece dert ekledi. Umutları aldı, yerimiz daraldı. Tedbir dedikleri, acıdan başka nedir ki? Sonunda her şey daha da feci oldu, elde kalan da bitti.
Sadece sermaye göçüyle sınırlı kalsa yine iyi… Erdoğan kendi ifadesiyle “Parlak beyinlerimizi batıya kaptırıyoruz.” demişti. Üniversiteliler, akademisyenler, gençler… Fırsatını bulanlar terk ediyor memleketi? Bu durum nedeniyle kimi suçlayabilir ki?
***
Şöyle anlatayım… 23 yıldır ülkenin yönetim kademelerinde görev yapan bir kişi hariç istisnasız tamamı değişti… Ekonomi yine düzelmedi, hatta daha da kötüye gitti. Hah işte… Dövizden faize kadar hangi göstergelere bakarsanız bakın, elimizde başka seçenek yok. O kişi değişmediği sürece ekonomide iyileşme beklemek beyhude…