Kimine göre, İmamoğlu’nun sağ kolu…

Kimine göre, İBB Medya A.Ş. yönetim kurulu başkanı…

Bana göre kim Murat Ongun?

1996 yılında haber müdürü olduğum Ankara Show TV’nin kapısından stajyer olarak giren A.Ü. İletişim Fakültesi öğrencisi…

Sonra birlikte İstanbul’a geldik; Star TV haber merkezinde çalıştık.

Ardından farklı haber merkezlerinde çalıştık. Bir ara Star TV’de “Başka Yerde Yok” adlı programı yaptık.

Bir daha aynı çatı altında çalışmadık; Habertürk TV kuruluşunda yer aldı, Cem TV genel yayın yönetmenliği yaptı. Ufuk Güldemir, Uğur Dündar, Ali Kırca, Mehmet Ali Birand ile çalıştı, programlar yaptı. Kitaplar yazdı.

Bugünlerde kimileri Murat Ongun’un isminin başına veya sonuna bazı sıfatlar koysa da benim için hep gazeteci olarak kaldı. Üstelik istidatlı/kabiliyetli bir haberci…

Bu köşeye meslektaşım, dostum Murat Ongun’u “konuk” etmemin sebebi bambaşka:

İmamoğlu, 2019 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilince Murat Ongun adı medyada sıklıkla yer almaya başladı. Artık haber yapan değil, haberin konusuydu!

Önce İBB sözcüsü olarak ağır saldırıya uğradı.

Ardından İmamoğlu’nun danışmanı olarak hedef yapıldı.

Peki niye?

Siyaset felsefecisi Thomas Hobbes’un “insan insanın kurdudur” sözünü değiştireyim:

- Medya medyanın kurdudur!

Kurt kanunudur:

- Kurtlukta düşeni yerler medyada!

Bununla sınırlı değil: Murat Ongun’a düşmanlığın kavramsal nedeni de var:

Medyatikleşen kültür

Murat Ongun isminin popüler olmasının başka önemli sebebi ise kültürel hayatın medyatikleşmesi!

Yaşadığımız -bağımlılık yapan- iletişim çağında medya; siyaseti, ekonomiyi, sosyal hayatı yani kültürü derinden etkiliyor. Davranışları, tutumları kökten değiştiriyor.

Medya yoluyla kültür, yeni şekle sokuluyor. İnsan, nesne haline getiriliyor.

Bu dönüşüm tüm değer yargılarını alt üst ediyor. Mesela:

Medyada görünen/karakterize edilen/ünlenen hem ilgi görüyor, gıpta ediliyor ve hem de kıskanılıyor.

Medyatikleşen kişi, derinde nefret objesi oluyor.

Murat Ongun’un esasta “suçu”; işi gereği sıklıkla medyada görünmesi!

Sadece Murat Ongun değil; işini iyi yaparak başarılı olmuş herkesin başına bela getiriliyor.

Hele iş siyasi ise ileri sürülen ithamlar -iktidar çevreleri tarafından- sorgusuz kabul görüyor.

Dikkat ediniz; ajitatörlerin çoğunluğu “hipnozcu” medya mensubu. Kibirli konuşmalarının satır aralarına bakınız genellikle kişisel çekememezlik var…

Adli dosyadaki gizlilik kararı filan umurlarında değil; medyanın vasat şişkin egosu başarıyı yok etmeden kendi varlığını var edemiyor!

Söylediklerinin gerçek olup olmamasının hiç önemi yok; ne kadar “tık”, “reyting” alırsa, iktidar gücünden ne kadar onay alıyorsa o kadar başarılı sayıyor kendini…

Adalet kimin umurunda?

Gazeteciymiş gibi görünen bu kamuflaj oyunu “görev” bitene kadar sürüp giden aslında demokrasi sorunu…

Evet, Murat Ongun’un mizansen kurularak manipülasyon lincine uğramasının sebebi, medyatikleşen kültürde taş atılıp kırılmak istenen “vitrinde
olması…

Bunu biraz daha açayım:

Medyanın hapis-severliği

Medya günümüzde, “suçlu üretme-arama-yakalama” merkezi. Kanla, ölümle besleniyor.

İnsanlar 24 saat acımasız şiddete maruz bırakılıyor. Şiddet tüketim nesnesi oldu.

Özellikle televizyon ekranlarına çıkarılan -çağımızın beslenme alışkanlığı fast food teriminden türetilmiş- abur cubur düşünen fast-thinker profesyoneller salt kendi çıkarlarına göre bilgiye şekil veriyor. Amaçlanmış içerik için bağırıp çağırıp monolog yaparak klişe gelgeç oyunu oynuyor.

Böylece: Gerçek ile “gerçek” diye gösterilenler arasındaki uçurum büyüyor. Sözde deşifre etme maksadıyla ekran çizelgeleriyle esas hakikat gizleniyor, propaganda vaazıyla gerçekler bulandırılıyor. Umberto Eco’nun yazdığı gibi “Sahteliğin Savaşı” yapılıyor: Göstererek gizleme

Ana hedef belli, bellek yitimi/amnezi sağlamak, yalanı yutturmak!

Öyle ki ekranlara denetim uygulayan RTÜK bile “taraf” seçiyor; bazı ekranların gönüllü “suç ortağı” oluyor:

- “Benim kanaatim dışında tavır almak yasak!”

İsmet Özel’in deyişiyle gücün medyası isteniyor!

Meslek ahlâkı kimin umurunda?

Medyanın güvenilirliği Türkiye’de ağır soruna dönüştü.

FETÖ’nün akıl dışı yalanları ile başlayan toplumu kandırma hedefli bayağılaşma süreci hızla devam ediyor.

FETÖ’nün bizleri Silivri Toplama Kampı’na sokmasının sebebi, yazdıklarımızdan rahatsızlık duyup, sesimizi kesmek istemesiydi. Bugün ne değişti? İktidar farklı ses-yazı duymak istemiyor, baskıyı artırıyor, rıza istiyor. Ve iki seçenek bırakıyor; ya iktidar desteği ya polis şiddeti…

Hakikati arayan, güven veren, eleştirel tutum alan bağımsız gazeteciler bir bir sindiriliyor.

Mesele salt Murat Ongun değil. Kolektif çığlık atanları neyin bir araya getirdiğini anlamak istemiyor iktidar çevreleri.

İnsanlar, medyatik tektipleştirme dayatmasına karşı çıkıyor, adaletsizliğin “suç ortağı” olmak istemiyor…